İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı Hüsyeyin Emirabdullahiyan, Cumartesii akşamı İran tv. kanal 1’e verdiği röportajda ” İran İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman sahte Siyonist Rejim unsurlarının sınırlarındaki varlığını ve bölgesel jeopolitik değişiklikleri tahammül edemeyecektir. ” açıklamasında bulundu.
Hüseyin Emirabdullahiyan ayrıca ” İran İslam Cumuriyeti tam hassasiyet ve kararlılıkla, Azerbaycan Cumhuriyeti dahil komşularına dostane bakışı ile gelişmeleri ve meseleleri takip etmektedir. “diye vurgu yaptı.
Halihazırda Karabağ savaşı sona erse de bu münakaşanın bölgedeki etkileri devam etmekte ve bölgeye gölge düşürmektedir. Bu savaşın sonuçlarından biri de Siyonist Rejim İsrail’in fırsatçılık yapması ve terör örgütlerinin bölgeye sızmasıdır. Tabii Karabağ çatışmaları öncesinde de böyle bir gelişme söz konusu olmuştu. Örneğin ilk kez 1990 çatışmalarında ve ikinci kez de 4 günlük 2016 savaşında terör örgütleri mensuplarının Kafkasya bölgesine gelmesi ile ilgili haberler ve bilgiler yayımlanmıştı.
İran’ın bu alandaki kaygıları, komşu ülkeler ile sahip olduğu yakın bağlar ve ilişkiler açısından değerlendirildiğinde anlaşılmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Ermenistan ile ortak kara sınırlarına sahiptir. Gerçekte coğrafi komşuluk İran’ın sınırları etrafındaki gelişmelere yüksek hassasiyet göstermesini gerektirmektedir. Bu yüzdendir ki bu bölgede güvensizlik oluşturan ve tehdit kaynağı olan unsurların bulunması ve maceracılık yapmaları doğrudan İran’ın iç güvenliğini de etkileyebilir. Bu alanda önemli olan bir başka husus da İran’ın bölgesel krizlere yönelik açık ve net tutumudur.
İran dışişleri bakanı Emirabdullahiyan’ın bu husustaki sözleri ise iki açıdan önem taşımaktadır: İlk olarak İran’ın bölgesel diplomasisindeki kırmızı çizgilerin dobra ve net olarak açıklanmasıdır. İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanı İran’ın Azerbaycan Cumhuriyeti’nin büyük komşusu olduğuna vurgu yaparak ” Tahran Siyonistler ve teröristlerin Azerbaycan Cumhuriyeti için tehlike yaratmasından kaygılıdır ” açıklamasında bulundu.
Emirabdullahiyan ayrıca ” İran İslam Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman sahte Siyonist Rejimin sınırlarındaki varlığını tahammül etmeyeceğinin” de altını çizdi.
İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanının sözlerinin ikinci önemli yanı da Bakü makamlarının son açıklamaları ve tutumlarının ve sonuçta kışkırtıcı eylemlerinin iki ülke ilişkilerine zarar vereceği ile alakalı olmasıdır.
Bu bağlamda Emirabdullahiyan, Tahran’ın bu alandaki kaygıları Azerbaycan Cumhuriyeti makamlarına ilettiğini belirterek ” Mesele, bu hareketliliğin Siyonistler ve teröristlerin İran ve Azerbaycan Cumhuriyeti ilişkilerini bozma yönündeki çabalarını pekiştirmesine odaklanmasıdır. ” diye konuştu.
İran İslam Cumhuriyeti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki eski büyükelçisi Muhsen Pakayin ise şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur: ” Siyonistler, Karabağ savaşı gelişmelerini ve Bakü ile Erivan gerilimlerinin pekişmesini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışıyor. Buna ilaveten Telaviv her daim İran İslam Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasındaki ilişkilere de halel getirmek istiyor. ”
Gerçekte Siyonist Rejim İsrail için Müslüman bir ülke olarak hem de çoğunluğu Şii bir ülke olan Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında bulunması ve bu ülke ile ilişki kurması istisnai ve eşsiz bir fırsattır. Siyonist makamlar ise bu ülkeyi kendi arka bahçesine dönüştürebileceklerini düşünüyorlar. Bu bağlamda Siyonist Rejim Müslüman ülkelere sızma siyasetinin devamında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazanmasının ilk anından itibaren aynı hedefin peşinde koşmuştur. Siyonistlerin BAE ve Bahreyn ile durumun normalleşmesine paralel olarak Karabağ savaşına dahil olması hesaplanmış ve sızmaya dayalı bir projedir. Böyle bir siyaset kesinlikle Azerbaycan Cumhuriyeti çıkarları ve güvenliği lehine olmayacaktır.
İran ise her daim Siyonist Rejimin bölgedeki yıkıcı rolüne vurgu yapmış ve Siyonist Rejimin gelecekte bölgede olmayacağını vurgulamıştır. İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanının bölgedeki sınırların değişikliğine yönelik tahammülsüzlüğe vurgusu da bu çerçevede net bir mesaj taşımaktadır.
